az gittim uz gittim.
dere tepe düz gittim.
bazen bir feribotta, bazen alacakaranlığı farlarıyla aydınlatan şehirler arası otobüste kendimi zaman içine hapsolmuş buldum.
gözlerim doldu,
burnum aktığında anladım ki her şey gerçekti.
her şey olağan ilerliyordu, zihnim hariç.
ne işim vardı benim oralarda.
muavini gören gözlerimin aksine zihnim hangi cehennemdeydi?
bedenim şu ana zihnim bi yerlere sıkışıvermişti.
-kahve, çay?
-sade kahve.
idmanlı olan zihnim ilk soruya çok ustaca cevap vermişti.
bunca yıl rol yapmaya alışmış biri için basit bir figüran rolüne eş değerdi, nerede olduğunu anlamadan sorulan soruya cevap vermek.
ne de olsa o kahve dökülmesin diye içilecek, ağızda bıraktığı buruk tat zaman kavramına meydan okuyacaktı.
bedenim bağıracaktı doğru zamana gel diye.
zihnim duymayacaktı, duysa da umursamayacaktı.
cam kenarında dışarıyı izleyecekti gözlerim.
sözde dışarıya bakan gözlerim allah bilir neyi görecekti karanlığın içinde.
yanımdaki yolcu anlamasın diye sırtım kollayacaktı beni.
belki uyuyor sanacaktı yanımdaki.
öyle sanması en güzeliydi.
ne gerek vardı meraklı bir zihni doyurmaya.
benimkinin derdi kendine yeterdi.
ışıklar kapandı.
bardaklar toplandı.
şükürler olsun.
rol yapmama gerek kalmadı.
gözlerim usulca kapandı.
her gece olduğu gibi zihnim kazandı.
bedenim yorgun düştü ikilemden.
kontrol etmeyi bırakınca gülümsedi dudaklarım,
ısındı vücudum.
bedenim dünyaya veresiyeydi.
zihnim şimdilik özgürdü.
illaki sabah gelecek
kahve sırasını çaya devredecekti.
25 Ağustos 2018 Cumartesi
19 Nisan 2018 Perşembe
meta*
Eskiden beri okuyanlarınız bilir.
Hayatım dilimde derdim kendime, bi denk gelse sen bile şaşırırdın bu saydam halime.
Anlatmıyorum artık pek bir şey.
Halbuki hislerim yaz diye zorlarken beni, susmayı yeğle(-dim/-eceğim)
Neden mi?
Bazı şeyler bana kalsın istediğimden.
Betimlemeden uzak kalsın.
Üryan şekilde zihnimde dolansın.
Yaşanmışlığı ruhumu okşasın.
İnsanlar merak etsin, ne oldu diye.
sen gülümsemenle cevap ver hepsine.
Yetmeyecek bu bazılarına,
Kötü insanların sohbetlerine meze olacaksın illa.
Ana yemek gelmeden doyur karınlarını usulca.
Ana yemeğe ulaşırız sansınlar bir türlü ulaşamasınlar.
Neden mi?
Bakma öyle güler yüzlü olduklarına.
Hepsi bencil.
Sözde sencil.
Baksan şu yaradılışa herkes sahip yalancı "en" takısına.
En vurdum duymazı, aslında en meraklısı.
En akıllı olduğunu sananı en budalası.
En masum gözükenin kuyruğuna bastığın anda, çöplüğüne giriş hakki kazanırsın bedavaya.
En hırçını okşadığında, sokuluverir koynuna.
Bakmayın kimsenin sevecen durduğuna, güven olmaz adem soyuna.
Yaşa.
Ve sakın kimseye anlatma.
İşte o zaman.
Kral çıplak eyvah!
22 Mart 2018 Perşembe
Aşkı ben size anlatamam.
Hissederim elbet ama tanımlayamam.
Hoş bunca yazı, edebiyatın kaynağı yüce aşk!
Sanatla süslenmiş mübalağa göbek adı olmuş yüce aşk!
Anlatabildiğini sandığın ama noktayı cümleye değil, yitip giden kelime yığınlarına koyduğun yüce aşk!
Aşk sevmez acıyı, burnunun direğini sızlatan kokuşmuş sanatı.
Aşkı özü etmiş insan bak ne de güzel anlatıyor alameti kıyameti:
Gözlerinin kahvesinden koy ömrüme kırk yıl sen kalayım!
-Cemal Süreya
Evet,
kıyamet,
girdap.
Neden mi?
Aşka aşık olmak diye bir olay var ki evlerden ırak.
Öyle acı çeker ki bu insanlar mecnun görse leylasını aramaktan vazgeçer.
Aşk sevmez acıyı, gözü yaşlı ağlıyorum işte diye bağırmayı.
Bir buruk yürek, sessiz mühürlü dudaklar kalır aşktan geriye.
Ekmek bassan ıslanmayacak duygularıyla bağırıyorsa biri aşığım diye, kırıntısı kalmamış duyguların ardından.
Ekmek bassan ıslanmayacak duygularıyla bağırıyorsa biri aşığım diye, kırıntısı kalmamış duyguların ardından.
Kaç kurtul bu insandan.
Özellikle sensen bu insan kaç kurtar kendini usulca bu bataklıktan.
Sen hiç gördün mü yitip giden sevgilinin ardından bağıran Nazım, Edip, Cemal, Tomris?
Burukluk ebedi.
Sevgi baki.
Aşkın en sağlam tuğlası merhamet.
Tuğlanın üzerine çekilen bunca sıva onca boya boşuna değil ya usta!
Merhamet dipte.
En içte.
Yok öyle sahnede.
Sahneye alıyorsan merhameti, balyozu almışssın eline yıkıyorsun duvarları.
Elinde kalmış tuğla kırıntıları.
Evsiz kaldım eyvah.
Ah ne berbatmış su tuğlalar.
Tuğlalar parçalanıverdi bi anda.
Ben dokunmadım ki onlara.
Ben size aşık oldum siz beni evsiz bıraktınız.
Ah tuğlalar
Vah tuğlalar.
Bana düşmez.
Beni ilgilendirmez.
Lakin kaleminizin kağıda bıraktığı nokta kadarsaygınız varsa kendinize nazımın pirayeye, cemalin tomrise duyduğu o kutsal hisse de bi zahmet musallat olmayın.
Tuğlalar hakkında yazın, aşkı bırakın.
Saygılarımla.
19 Şubat 2018 Pazartesi
kısa kısa
Karaladım birkaç kelime.
Hem de tam olarak fiilin anlamına uygun yaptım eylemimi.
Karaladım her birinizi.
Insanı oldum olası sevmedim zaten.
hayvanlar aleminin en üst segmenti tabakalanmaya sanki gökten başlamış gibi geldi ilk kelimemi sizinle paylaştığım günden bu yana.
Bankada, parkta, sokakta, yolda...
Tiksindim her birinizden.
Taktığınız çirkin maskelerden,
En çok da yaşamak için size tahammül eden samimiyetsiz aksimden.
Hem de tam olarak fiilin anlamına uygun yaptım eylemimi.
Karaladım her birinizi.
Insanı oldum olası sevmedim zaten.
hayvanlar aleminin en üst segmenti tabakalanmaya sanki gökten başlamış gibi geldi ilk kelimemi sizinle paylaştığım günden bu yana.
Bankada, parkta, sokakta, yolda...
Tiksindim her birinizden.
Taktığınız çirkin maskelerden,
En çok da yaşamak için size tahammül eden samimiyetsiz aksimden.
10 Şubat 2018 Cumartesi
keşfedilenin kaşifi
Lal oldu kalemim.
Yazamaz oldum.
Halbuki öylesine yoğun ki hislerim. Size anlatmak istediğim çok şey var.
Keşke düşündüklerimin hepsini buraya aktarabilsem.
Otursak iki lafın belini kırmadan birbirimizi anlasak.
Egolarımızdan, doğrularımızdan sıyrılsak.
Önce kim konuşacak diye düşünmesek bile.
Ne sıra versek, ne sıra alsak.
Düşüncelerimiz birbirine geçse ve konuşmuş olsak.
Çünkü kelimeler öylesine iki yüzlü ki.
Senin ak dediğin bi bakarsın kara olur.
Şaşar kalırsın bu işe.
Kelimeler içinde yeri gelir boğulursun.
Bazen de bir bakış yeter dediğini karşı tarafa anlatmaya.
Sadece bir bakış içinde biriken tüm kelimelerin yükünü alır sırtından.
Ve sen konuşmuş olursun.
Hem de bir kelime etmeden.
Dedim ya keşke burada da aynı şeyi yapabilsem.
Buraya yazmak yerine aktarabilsem size düşündüklerimi.
Yepyeni bir yoldayım.
Belki ışık olurdunuz bana.
Belki naptığımı anlatırdınız.
Duymak istediğim doğrusun ya da yanlışsından çok daha öte.
Yürüdüğüm yolda gördüğüm ayak izleri var.
Ben ilk defa geçiyorum bu yoldan.
Halbuki pek çok ziyaretçisi olmuş bu yolun, biliyorum.
Nereden mi?
Şiirlerden.
Şarkılardan.
Yüzlerde derinleşen çizgilerden.
Ve pek çok insan kaybolmuş bu yolda.
Mecnun demişler onlara.
Yok oluvermişler.
Öylesine bir yol ki bu.
-baltanın girmediği, baltaların cirit attığı-
Kendini tanıyorsun.
Hiç bilmediğin benliğini.
Dedim ya lal oldu kalemim.
Konuşma isteğim, sizin yolunuzdan gitmek değil yanlış anlaşılmasın niyetim.
Ayak izleriniz çıktı karşıma.
Hikayenizi dinlemek istedim sadece.
Tıpkı bi şiiri okur gibi, dudaklarınızdan dinlemek istedim.
Ve en çok da şunu merak ettim.
Kelimeleriniz yetecek mi hissettiklerinizi anlatmaya?
Yoksa kelimeleriniz sadece bakışlarınızın binde birini mi anlatacak bana?
12 Kasım 2017 Pazar
*selam olsun!
Gün geliyor en değişmez olan değişiyor.
Zaman öyle bir işliyor ki sen ne dersen tersini yapmak için kurgulanmış gibi
Ve sen sadece izliyorsun olanı biteni.
Bazen dudaklarının uçları kıvrılıyor semaya, bazen de toprağa.
Gökyüzünü hep sevmişimdir zaten, bilirsiniz.
Gözlerim de gökyüzüne bakardı hep, dudaklarımın aksine.
Gözlerimi kıskanmaya başladı dudaklarım şu sıralar, şaşkınım.
Dedim ya en değişmez olan bile değişiyor.
Size burada anlatmayacağım değişimi.
Olumlamalar da yapmayacağım.
Madem kötü anlarımda acımı döktüm buraya, madem kalbi kırıklara ulaştım yazdığım andan bu yana.
Kalbi kırıklara umut, gökyüzüne arkadaş olanlara selam vermeye geldim.
Hayatın hep zirveler ve etekler olduğuna inandım. Ne kadar zirveye çıkarsan o kadar eteklerde yaşaman gerekirdi bir süre, zihnimde.
Korktum.
Zirveden korktum. Eteklerle dost oldum. Sonra bir baktım bunca zaman durduğum etek, bana hiç ait olmayan bir zirveymiş de ben bir habermişim.
Zamanı geldi çakıldım.
Ama hiç sert olmadı merak etmeyin.
Evindeki yatağa atlar gibi...
Sonra nefes aldım.
Ciğerlerime dolan nefesi hissetmeme gerek kalmadı.
Çünkü nefes aldığım alan ilk defa ucsuz bucaksızdı.
Özgürlük neydi sordum o ilk nefeste.
Bunca zaman yaşadıklarım mı, yaşamaya yeni başladıklarım mı?
Hep özgürlük ulaşılması en zor olan mertebeydi, özgür ruh olmak en önemlisiydi.
Ve bir anda öylesine olağanlaştı ki gözümde.
Bunca zaman zaten özgürdüm.
Asıl kısıtlayan özgür olmak icin yaptıklarımdı.
Anladım, sadece biraz yaş aldım.
Biliyorum "ne diyorsun,noldu' diyorsunuz.
Hep yazdım ilk aklıma düşeni, yazmaya da devam edicem kendimi belki de seni.
Bana benzemeyen, bir dostumu yazdım.
Belki de bunca yil tanımak istedigim benliğimi.
Kim bilir?
Zaman hepimize gerçeği gösterir.
Zaman öyle bir işliyor ki sen ne dersen tersini yapmak için kurgulanmış gibi
Ve sen sadece izliyorsun olanı biteni.
Bazen dudaklarının uçları kıvrılıyor semaya, bazen de toprağa.
Gökyüzünü hep sevmişimdir zaten, bilirsiniz.
Gözlerim de gökyüzüne bakardı hep, dudaklarımın aksine.
Gözlerimi kıskanmaya başladı dudaklarım şu sıralar, şaşkınım.
Dedim ya en değişmez olan bile değişiyor.
Size burada anlatmayacağım değişimi.
Olumlamalar da yapmayacağım.
Madem kötü anlarımda acımı döktüm buraya, madem kalbi kırıklara ulaştım yazdığım andan bu yana.
Kalbi kırıklara umut, gökyüzüne arkadaş olanlara selam vermeye geldim.
Hayatın hep zirveler ve etekler olduğuna inandım. Ne kadar zirveye çıkarsan o kadar eteklerde yaşaman gerekirdi bir süre, zihnimde.
Korktum.
Zirveden korktum. Eteklerle dost oldum. Sonra bir baktım bunca zaman durduğum etek, bana hiç ait olmayan bir zirveymiş de ben bir habermişim.
Zamanı geldi çakıldım.
Ama hiç sert olmadı merak etmeyin.
Evindeki yatağa atlar gibi...
Sonra nefes aldım.
Ciğerlerime dolan nefesi hissetmeme gerek kalmadı.
Çünkü nefes aldığım alan ilk defa ucsuz bucaksızdı.
Özgürlük neydi sordum o ilk nefeste.
Bunca zaman yaşadıklarım mı, yaşamaya yeni başladıklarım mı?
Hep özgürlük ulaşılması en zor olan mertebeydi, özgür ruh olmak en önemlisiydi.
Ve bir anda öylesine olağanlaştı ki gözümde.
Bunca zaman zaten özgürdüm.
Asıl kısıtlayan özgür olmak icin yaptıklarımdı.
Anladım, sadece biraz yaş aldım.
Biliyorum "ne diyorsun,noldu' diyorsunuz.
Hep yazdım ilk aklıma düşeni, yazmaya da devam edicem kendimi belki de seni.
Bana benzemeyen, bir dostumu yazdım.
Belki de bunca yil tanımak istedigim benliğimi.
Kim bilir?
Zaman hepimize gerçeği gösterir.
6 Ağustos 2017 Pazar
göğün görünen yüzü
Şu dünyada insanlardan çok gökyüzünü sevdim.
Hem de her halini sevdim.
Herkese ait olmasını sevdim.
Herkese eşit davranmasını...
Bunun bir adı var mı bilmiyorum, ama hayatımda anlam veremediğim çocukluğumdan süregelen bir davranışım var:
Gökyüzünü kolaçan etmek.
Tavanlardan hiç haz etmedim.
Kafamı kaldırınca gökyüzüyle aramdaki engelin, insan yapımı olmasını, durağanlığını hiç sevmedim.
Çünkü ben, o bulutların her birine apayrı anlamlar yükledim.
Çünkü ben, o bulutların her birine apayrı anlamlar yükledim.
Hepsi su buharıydı belki ama her birinin anlamı farklıydı ki benim için.
Siyah bulutlar, kötüydü.
Kötü zamanları anlatırdı.
Kötü zamanlarda insan da ağlardı, gökyüzü de.
Şimşekler çakardı bazen.
Yıldırım düşerdi.
Gök kubbe de sinirlenirdi, insan da.
İnsan bağırırdı, gök gürlerdi.
İkisi de korkuturdu, can yakardı.
Ardından güneş varlığı ile sakinleştirirdi ortamı, bazen de uzun sürerdi güneşin cesaretini toplayıp ortaya çıkması.
Gökkuşağı çıkardı bazı günler güneşin eteklerinden gizli gizli.
Gökyüzü de sürprizlere gebeydi.
Hayattan farkı yoktu ki gökyüzünün.
Binlerce su damlası vardı.
Kümeleşiyordu, kimileri büyük gruplar oluşturuyordu.
Ama en nihayetinde havada asılı kalmış su damlalarıydı hepsi.
Yükleri ters düşünce şimşek oluşuyordu, hava soğuyordu; bulutlar yeryüzüne yağış olarak iniyordu.
Var mıydı bizden farkı bulutların?
Ama en çok ne zaman sevdim gökyüzünü biliyor musun?
Kızıla çaldığı zamanlarda.
Ya güneşi selamlarken ya da güneşe veda ederken...
Tüm o maviliğin pembe olduğu zamanda aşık oldum.
Aşkı bana en iyi o anlattı.
Hem de bir kelime bile kullanmadı.
Onu anlatırken ben de kullanamıyorum ki kelimeleri.
Benzetemiyorum o saatlerin bendeki anlamını.
Bilmem neden?
Sevdiğinin fotoğrafını çeker gibi o saatleri hep fotoğraflıyorum.
Her gün apayrı bir şeyler anlatıyor bana.
Ya da ben farklı bakıyorum her yeni güne uyandığımda.
Yeryüzünden kaçmak için göğe bakarken,
Yeryüzümü, gökyüzüne hapsediyorum belki de?
en sevdiğim şairin birkaç dizesiyleveda ediyorum size:
Yok öyle umutları yitirip karanlıklara savrulmak.
Unutma, aynı gökyüzü altında, bir direniştir yaşamak
-Nazım Hikmet RAN
en sevdiğim şairin birkaç dizesiyle
Yok öyle umutları yitirip karanlıklara savrulmak.
Unutma, aynı gökyüzü altında, bir direniştir yaşamak
-Nazım Hikmet RAN
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)