Pek yapmam aslında.
Pek de yazmam böyle şeyler.
Ama yazasım gelince bilirsiniz, kalbim kalemim oluverir bi anda.
Susmaz düşüncelerim, vesvese verir durur "yaz" diye.
yaz, yaz, ya..
Iste o zaman iradem biter, kendimi boş bir masada buluveririm.
Öyle bir gündeyim işte.
Veyahut günlerdeyim.
Aylar demek kulağıma korkunç geliyor, günler kâfi.
Ayları da günler oluşturmuyor mu zaten?
Ne mi oluyor bana?
Bilmiyorum yazarken öğreneceğim ben de.
Çünkü insan bazen hatta çoğu zaman kendine de yalan söylüyor.
Ama yazarken her cümleni fark ediyorsun, neyin yalan olduğunu en iyi yazarken anlıyorsun.
Düşüncelerinin çıplaklığı, cümlelerini giyiyor üstüne.
Iste bu yüzden:
Yazmak uyuşturucu
Alkol
Sigara
.
.
.
Ruhun rahatladığını zannediyor ama öylesine sert geliyor ki gerçekler, öylesine korkuyorsun ki düşüncelerinden yine de yazıyorsun.
Bağımlısın.
Bağımlı kaldıkça da kendini bu masada buluyorsun.
Bilir misiniz kaç kere karar verdim bu masada?
Kaç kere uyandım gerçek sandığım kabuslardan?
Veya kaç kere doğruyu fark ettim bilir misiniz?
Ne diyordu matematikçiler?
Sonsuz.
0la 1 arasında sonsuz ifade var.
0.01 ile 0.02 arasında da.
O hesap benimki de.
Insan adı verilmiş yaratıklar hakkında yazıyorum hep.
Almıyor artık midem.
Kaldırmıyor düşüncelerim.
Sizi düşünmek istemiyorum.
Ama bunun iradesi de yok bende.
Düşüncelerinizi irdeliyorum.
Her seferinde.
Neden olmadığın insanı oynarken bu kadar mutlu rolü yapıyorsun mesela?
Görüyorum gram mutlu değilsin.
Olmak zorunda da değilsin zaten, kimse zorlamaz seni mutlu ol diye.
Bunun zorunluluğunu kim veriyor sana?
Bırak mutlu rolü yapmayı neden olmadığın insan gibi davranıyorsun?
Bilmiyorum.
Neden mükemmelmiş gibi davranıyorsun mesela?
O kadar uzaksın ki mükemmelikten.
Niye mi?
Çünkü seni mükemmel yapan şey hatalarını sevmendir zaten.
Rol yapman değil.
Neden bir kalıba sığmaya çalışıyorsun?
Varsın olmasın kalıbın.
Neden doğrularının esaretinde yaşıyorsun.
Hoş buna yaşamak diyorsan şayet.
Neden sevmeye düşkünsün bu kadar?
Neden birini sevmek niyetindesin?
Görmüyor musun sevilecek bir yanı yok.
Sevmeye dair bir şey yok bu yaradılışta.
Köpekler hariç.
Onları sevebilirsin.
Sevilmeyi beklerler zaten.
Ah canım köpekler.
Midem bulanıyor.
Hayat denilen çöplükleri gördükçe midem bulanıyor.
Hırsınızdan,
Doğrunuzdan,
Geriye elinizde kalan tek sey bi insan leşi olmuş.
Yaradılışın en yüksek mertebesi bu olamaz.
Hayır olmamalı.
Bu yaradılışa hakaret.
Bu köpeklere hakaret.
insanı siz kendi ellerinizle yok etmişsiniz.
leşine de isim vermişsiniz.
yine insan demişsiniz.
ben mi?
sizden farksız bir leş.
en nihayetinde ben de insan demiyor muyum kendime?
Ama siz bırakın tüm bunları gülümseyin ve gurur duyun kendinizle.
Neden mi?
Lağımdan farksız bir canlının ne kadar güzel gülebildiği ile gurur duyun.
Ironiye bakın
Ve trajikomik duruma acı gülümsemenizi katın.
Belki birgün bir yerde karşılaşır,
o gülümseme sayesinde tanışırız.
Kim bilir?
Görüşmek üzere.
28 Mayıs 2017 Pazar
6 Nisan 2017 Perşembe
ruha düşen cemre
bahar.
ne de güzel bir kelimedir.
ne de güzel umutlar doğurur kalbinde.
açan çiçekler ruhunda meyve verir bi' anda, ister istemez teslim olursun bahara.
öyle bir mevsimdir ki bahar, istemesen de yaşar ruhunda.
açan ilk çiçeği kokladığında fark edersin sen de tüm tabiat gibi o anı beklediğini.
bahar yorgunluğu dedikleri şeyin de sebebi budur aslında.
hazır değildir bünyen mutluluğa.
yorgunluk demek bir bakıma yanlıştır belki de.
tam anlamıyla garipsemedir.
tam anlamıyla garipsemedir.
alışılmışı bırakmamak için ne kadar dirensen de tüm evren sana karşı gelir.
kısa bir boşvermişlikten sonra sen de teslim olursun tabiata.
kuşlar daha farklı öter bahar aylarında.
farklıdır baharda sevdalar.
farklıdır baharda sevdalar.
daha mı içtendir daha mı kısa sürer bilinmez.
ama daha renkli olduğu kesindir.
daha yaşanasıdır.
sanılanın aksine yaza hazırlık değildir bahar.
yaz, baharın son demidir.
bahar gerçektir, yaz ise sahte.
sevmez bazıları baharı, kış insanıyım diye kendini avutur durur.
yalnızlık öyle katmerleşmiştir ki ruhunda 2 olmak rahatsız eder.
çünkü baharda insanlar hariç tek kalmaz ki hiçbir şey.
tabiata karşı gelir ademoğlu/kızı.
doğrusunu yapmak isterken en yanlışını yaparken bulur kendini.
doğruyu bulayım derken baharı da tek karşılar insanoğlu.
ya da doğru için çabalamadan yanlışa yönelir.
ama öyle midir canım kuşlar?
baharı kuşlar yaşar.
insan ise bir film gibi seyreder.
çünkü öyle önemlidir ki değerli zamanından vakit ayıramaz yaşamaya.
işinden, gücünden, kaprisinden vakti mi vardır tabiata?
ah ama bi kere izleyen, karşı koyamaz ki bahara.
filmi bile böylesine tat veren bir şeyin gerçeği nasıldır diye düşünür durur.
düşündükçe aşık olur.
aşık oldukça düşünür.
23 Mart 2017 Perşembe
küçük bir hatırlatma*
Soğuk.
Bir zamanların sıcak elleri artık soğuk.
Bir zamanların gülümseyen gözleri, donuk.
Tanımadığım birinin soğuk elini tutmak...
Sıcakken nasıldı acaba?
Kim tutmuştu o elleri?
Anlam yüklemek zor, kalp kırıyor biliyorum.
Ama neye anlam yüklemedim ki hayatımda?
Tıp eğitiminin bana bi anda böyle çarpıcı bir etkisi
olacağını bilemezdim.
Bir zamanların sıcak elleri tüm soğukluğu ile karşımda
duruyor.
Dokun diyorlar, dokun ve öğren Latincesini.
Öğreniyorum.
Ama merak ediyorum.
Kim tuttu o elleri.
Nasıl bir insandı acaba?
Ellerine bakıp mesleğini tahmin ederken buluyorum kendimi.
Ne ile uğraşırdı?
Nasırlı mı elleri, sağlak mı solak mı, yazı çok yazar mıydı,
sigara içer miydi?
Hikayesi neydi acaba?
Tek bildiğim ayak baş parmağındaki künyesi.
3ten fazla basamağa sahip olan bir sayı yazıyor, tek
bildiğim bu.
Buram buram formaldehit kokuyor, en sevdiği parfüm oymuş
gibi düşünüyorum.
en sevdiği kıyafeti yeşil örtüsünü çıkarıyoruz üzerinden.
Bedenini bana emanet ediyor, öğren diyor.
‘Öğrenmen için buradayım.’
Ölüm ikiye ayrılıyor.
Tanıdığın ve tanımadıkların.
Tanımadığın birinin ölümü o kadar az şey ifade ediyor ki.
Gülerken görmediğin gözlerin, kapalı hali kalbini acıtmıyor.
Ah ama beraber güldüğün gözler.
Nasıl bakabilirsin ki eskinin gülen şimdilerin o donuk
gözlerine?
Ama ne olursa olsun, her ölüm saygıyı hak ediyor.
Hele işin ölümle yaşam arasında bir bağlantıysa, hele amacın
şifa dağıtmaksa, yaşayan beden kadar ölü bir beden de saygıyı hak ediyor.
Seni duymayan bir bedene sesinle değil davranışlarınla teşekkür edersin.
Ben böyle yetiştim/yetiştirildim.
Hatayı belki herkesi kendim gibi zannederek yaptım.
Onların yerine utandım, karşımdaki beden beni duyabilse özür dilerdim.
korktuğum, beni endişelendiren asıl nokta, yardım dilenen ve belki hayata göz yumacak şimdilik nefes alan bedenlerin bu insanların hastaları olacak olması.
Korkunç.
Evet her mesleğin iyisi kötüsü var biliyorum.
Ama ben burada gram akademik bir şeyden bahsetmiyorum.
İnsanlıktan
bahsediyorum.
Çocuklarınıza oku doktor ol demek yerine, daha fazla test
çöz demek yerine, insanlıktan bahsedin.
İyi insan olmayı anlatın.
Zaten sonrası bir şekilde gelir.
Çünkü emin olun herkesin doktor yerine insana ihtiyacı var.
Haddime değil belki ama ben böyle yetiştim/yetiştirildim.
14 Mart 2017 Salı
*mümessil
Özgün olmak.
Özgür olmak.
2 ayrı kavram.
Özden türeyen, özü belirleyen.
Sahi ne demek özgün olmak?
Farklı olmaya çalışmak mı, yoksa zaten farklı olmak mı?
Biliyorum, yoluydu yolcusuydu derken sıktım herbirinizi.
Ya gerçekleri söylediğimden ya da her gün görmediğiniz şeyleri gösterdiğimden.
Ama bu sefer sizden birini anlatacağım.
Belki de seni?
Farklı olmak için çabaladığın her an daha da
sıradanlaşıyorsun, bilmezsin belki ama sıradan insanların amacıdır gösteriş.
Sıradan insanlar bağırır 'farklıyım' diye.
Nasıl da korkarsın sıradan olmaktan, nasıl da
yakıştıramazsın kendine.
Merak etme dostum, esaretten güzeldir sıradanlık.
Sana ait bedende, sana ait olmayan bir ruhu 4 tarafı etle
çevrili bir odaya hapsederek ne kadar özgün olabilirsin ki?
Ya da ne kadar özgürleşebilirsin?
Dedim ya özden gelen, özü belirleyen 2 kelime.
Sahi ne demek özgürlük?
Yapman gereken işi yapmamak mı özgürlük,yaptıktan sonra rahatlamak mı?
Her şeyi reddetmek mi, kabul etmek mi?
Düzene karşı gelmek mi aksine düzenlemek mi?
Vazgeçmek mi, savaşmak mı?
Susmak mı, konuşmak mı?
Bu soruların tek bir cevabı var: Bakış açısı.
Her birimiz farklı pencerelerdeyiz, aynı manzarayı
izliyoruz.
Kimimiz yerdeki çöpleri görüyor, kimi sadece gökyüzüne
bakıyor.
Ama ne zaman birinin manzarasına sahip olmak istiyoruz o
zaman kaybediyoruz,
Özgünlüğümüzü.
Özgürlüğümüzü.
Özümüzü.
3 Mart 2017 Cuma
...
sol yanım kahvem.
karşımda fizyoloji notları.
masam, sandalyem, duvarlarımın masum mavisi hep aynı,yabancı değilim buraya.
hedeflerim bitmiş kalemlerde beden bulmuş, gülümsüyor bana.
kendimi bildim bileli yegane amacım bu fizyoloji notlarını okumaktı dersem ne dersin?
kendimi bildim bileli kahvenin tadını böyle almak istedim.
kendimi bildim bileli, hep aynı hayali kurdum ben.
deli misin diyorsunuz biliyorum.
ama siz hiç size ait olmayan kitaplardan asla anlamadığınız latince terimleri anlıyor gibi yaptınız mı?
anlaman lazımmış gibi hissettin mi hiç?
ben hissettim.
bana ait notlarım, bana ait kitaplarım olacaktı, biliyordum.
attığım her adımın yegane amacı buydu.
dinlediğim her dersin, çözdüğüm her sorunun.
bunu diledim ben.
bunu istedim.
istenmeyecek olanı arzuladım belki de.
çocukluğumun geçtiği masada, bilmiyorsunuz ama zaferimle oturuyorum ben.
bitmiş kalemlerim bu yüzden gülümsüyor bana.
her yazdığıma geri bildirim olarak, yaşadığın şeylerden etkileniyorsun yanıtını aldım.
evet bu sefer yaşadığım bir şeyi yazıyorum.
hem de kendimi bildim bileli yaşadığım bir şeyi anlatıyorum size.
bunu da yazdıran bir şey oluyor ama illaha.
diyorum ya tanımadığım bir sürü insanla paylaşıyorum yolumu.
yolumu paylaştığım birinin etkisindeyim şuan.
neden en büyük arzun 'doktor' olabilmekti sorusunu hiç cevaplayamadım adam akıllı.
ama sorumun cevabı yanıma oturdu bugün.
--------
elimde fizyoloji notları.
metroya yetişmek ana maksadım.
öylesine seri adımlar atıyorum ki ben bile şaşırıyorum hızıma.
biliyorum eğer aheste davranırsam 10 dk bekleyeceğim bu durakta.
malum son durak.
kırgınlık var üzerimde.
belki bahardan belki de geçmek bilmeyen gribimden.
hızlı hızlı çıkıyorum yürüyen merdivenlerden.
ve yetiştim.
tam kapı kapanırken giriyorum.
ilk boş bulduğum koltuğa oturuyorum, sağıma soluma bakmadan.
sessiz ama bir o kadar da keskin bir nefes alıyor sağımdaki yolcu.
rahatsız etmeden gözümün ucuyla bakıyorum.
gözleri ıslak, burnu kırmızı.
telefon geliyor.
kocasıyla/sevgilisiyle kavga etmiştir barışırlar şimdi diye bir düşünceye teslim oluyorum.
beklemediğim bir konuşma gerçekleşiyor:
''ahmet hiç iyi değilim. o kadar kötü durumdaydı ki.
boğazına bir şey takmışlar oradan besliyorlar.
çok zayıflamış ahmet. geçen geldiğimde bana tepki vermişti.
...
omzunu hareket ettiriyor ama şükürler olsun.
...
kötüye gidiyor demiyor doktorlar, buna şükür dimi?
(göz yaşlarını siliyor.)
...
neden anlatmıyorlar bana?
bir sürü doktor var, zorla laf aldım odada onlardan.
gözüne ışık tuttular tepki vermediğini söylediler.
neden tepki vermiyor ahmet?
enfeksiyon doktoru, iç hastalıkları bir sürü vardı oda da dedim ya ahmet.
evet; kimse bilgilendirmedi beni. zorla laf alıyorum resmen.
bos mu mos mu bi şeyler olmuş orada kendi aralarında konuşurken duydum.
...
çok zayıflamış ahmet ya.
allah kimseyi düşürmesin çok zor.
allah kimseye bu derdi vermesin.
(sesi titriyor)
...
emreye ne diyeceğim?
o arayınca kötü durumda değil diyorum.
ama iyi de değil.
dersleri etkilenmesin çocuğun.
sen de söyleme.
...
evet, yoldayım.
yeni bindim metroya.
yenişehire gidicem burdan.
...
konuşuruz sonra.''
kulak misafiri olduğum bu konuşmadan sonra, bir daha bakıyorum yanımdaki yabancının suratına.
göz altları ne kadar ağladığını söylerken, saçları aynaya günlerdir bakamadığını anlatıyor.
bi süre beraber gittikten sonra ayrılıyor yollarımız.
----
o soğuk amfilerde anlattığınız şeyler gibi değil hayat.
hastayı içselleştirmeyin diye verdiğiniz öğütler mi yaşam?
karşındakine makine gibi mi davranmak mı hekim olmak?
intravenöz yolla ilaç verip makinenin kendini toparlamasını mı beklemek hekim olmak?
uyutulan bir hastanın, uyutulmayan yakınlarını görmezden gelmek mi hekim olmak?
latince 2-3 şey söyleyip durumu textbook gibi anlatıp çekilmek mi hekim olmak?
o 2-3 şey ne de çok şey ifade eder, bilir misiniz?
zorla ağızdan alınan 2-3 kelime, kaç senaryonun anahtar kelimesidir acaba?
belki de amfide anlatılan şeylerdir insanı iyi hissettiren ama 17. yy'ın makineleşme akımı yakışır mı hiç hekimin anlamına?
makine gibi davrandıkça yıpranmazsın belki.
ama dokunamazsın ki birilerinin hayatına.
o zaman ne önemi kalır hekim olmanın,
hikmet sahibi olmanın?
*2 habere de göz atmanız dileği ile:
http://www.kumbarahaber.com/doktor-hastasina-200-lira-mr-parasi-verdi/9231/
http://odatv.com/doktor-orucum-bozulur-diye-hastasina-bakmadi-0107151200.html
karşımda fizyoloji notları.
masam, sandalyem, duvarlarımın masum mavisi hep aynı,yabancı değilim buraya.
hedeflerim bitmiş kalemlerde beden bulmuş, gülümsüyor bana.
kendimi bildim bileli yegane amacım bu fizyoloji notlarını okumaktı dersem ne dersin?
kendimi bildim bileli kahvenin tadını böyle almak istedim.
kendimi bildim bileli, hep aynı hayali kurdum ben.
deli misin diyorsunuz biliyorum.
ama siz hiç size ait olmayan kitaplardan asla anlamadığınız latince terimleri anlıyor gibi yaptınız mı?
anlaman lazımmış gibi hissettin mi hiç?
ben hissettim.
bana ait notlarım, bana ait kitaplarım olacaktı, biliyordum.
attığım her adımın yegane amacı buydu.
dinlediğim her dersin, çözdüğüm her sorunun.
bunu diledim ben.
bunu istedim.
istenmeyecek olanı arzuladım belki de.
çocukluğumun geçtiği masada, bilmiyorsunuz ama zaferimle oturuyorum ben.
bitmiş kalemlerim bu yüzden gülümsüyor bana.
her yazdığıma geri bildirim olarak, yaşadığın şeylerden etkileniyorsun yanıtını aldım.
evet bu sefer yaşadığım bir şeyi yazıyorum.
hem de kendimi bildim bileli yaşadığım bir şeyi anlatıyorum size.
bunu da yazdıran bir şey oluyor ama illaha.
diyorum ya tanımadığım bir sürü insanla paylaşıyorum yolumu.
yolumu paylaştığım birinin etkisindeyim şuan.
neden en büyük arzun 'doktor' olabilmekti sorusunu hiç cevaplayamadım adam akıllı.
ama sorumun cevabı yanıma oturdu bugün.
--------
elimde fizyoloji notları.
metroya yetişmek ana maksadım.
öylesine seri adımlar atıyorum ki ben bile şaşırıyorum hızıma.
biliyorum eğer aheste davranırsam 10 dk bekleyeceğim bu durakta.
malum son durak.
kırgınlık var üzerimde.
belki bahardan belki de geçmek bilmeyen gribimden.
hızlı hızlı çıkıyorum yürüyen merdivenlerden.
ve yetiştim.
tam kapı kapanırken giriyorum.
ilk boş bulduğum koltuğa oturuyorum, sağıma soluma bakmadan.
sessiz ama bir o kadar da keskin bir nefes alıyor sağımdaki yolcu.
rahatsız etmeden gözümün ucuyla bakıyorum.
gözleri ıslak, burnu kırmızı.
telefon geliyor.
kocasıyla/sevgilisiyle kavga etmiştir barışırlar şimdi diye bir düşünceye teslim oluyorum.
beklemediğim bir konuşma gerçekleşiyor:
''ahmet hiç iyi değilim. o kadar kötü durumdaydı ki.
boğazına bir şey takmışlar oradan besliyorlar.
çok zayıflamış ahmet. geçen geldiğimde bana tepki vermişti.
...
omzunu hareket ettiriyor ama şükürler olsun.
...
kötüye gidiyor demiyor doktorlar, buna şükür dimi?
(göz yaşlarını siliyor.)
...
neden anlatmıyorlar bana?
bir sürü doktor var, zorla laf aldım odada onlardan.
gözüne ışık tuttular tepki vermediğini söylediler.
neden tepki vermiyor ahmet?
enfeksiyon doktoru, iç hastalıkları bir sürü vardı oda da dedim ya ahmet.
evet; kimse bilgilendirmedi beni. zorla laf alıyorum resmen.
bos mu mos mu bi şeyler olmuş orada kendi aralarında konuşurken duydum.
...
çok zayıflamış ahmet ya.
allah kimseyi düşürmesin çok zor.
allah kimseye bu derdi vermesin.
(sesi titriyor)
...
emreye ne diyeceğim?
o arayınca kötü durumda değil diyorum.
ama iyi de değil.
dersleri etkilenmesin çocuğun.
sen de söyleme.
...
evet, yoldayım.
yeni bindim metroya.
yenişehire gidicem burdan.
...
konuşuruz sonra.''
kulak misafiri olduğum bu konuşmadan sonra, bir daha bakıyorum yanımdaki yabancının suratına.
göz altları ne kadar ağladığını söylerken, saçları aynaya günlerdir bakamadığını anlatıyor.
bi süre beraber gittikten sonra ayrılıyor yollarımız.
----
o soğuk amfilerde anlattığınız şeyler gibi değil hayat.
hastayı içselleştirmeyin diye verdiğiniz öğütler mi yaşam?
karşındakine makine gibi mi davranmak mı hekim olmak?
intravenöz yolla ilaç verip makinenin kendini toparlamasını mı beklemek hekim olmak?
uyutulan bir hastanın, uyutulmayan yakınlarını görmezden gelmek mi hekim olmak?
latince 2-3 şey söyleyip durumu textbook gibi anlatıp çekilmek mi hekim olmak?
o 2-3 şey ne de çok şey ifade eder, bilir misiniz?
zorla ağızdan alınan 2-3 kelime, kaç senaryonun anahtar kelimesidir acaba?
belki de amfide anlatılan şeylerdir insanı iyi hissettiren ama 17. yy'ın makineleşme akımı yakışır mı hiç hekimin anlamına?
makine gibi davrandıkça yıpranmazsın belki.
ama dokunamazsın ki birilerinin hayatına.
o zaman ne önemi kalır hekim olmanın,
hikmet sahibi olmanın?
http://odatv.com/doktor-orucum-bozulur-diye-hastasina-bakmadi-0107151200.html
23 Şubat 2017 Perşembe
yolculuk
size hiç oldu mu bilmiyorum.
yaşadınız mı en ufak bir fikrim yok.
ama bu sefer yazmak için nedenim de yok salt yazma isteği.
sanki yazınca bir hikaye var gerçekleşmeyi bekliyor gibi.
sanki yazınca mutlu son olucakmış gibi.
sanki yazınca...
düşünmek kadar yazmak da delirtiyor insanı yalan yok.
benimki de laf
hangi yazının temelinde düşünmek yatmıyor ki.
hep insanları genellerim ben, genellemek huzur verir çünkü.
herkesin iyi olması da güvenilirdir.
sanılanın aksine herkesin kötü olması da.
tedbirini alırsın çünkü.
karşındakini fark edersin.
tabiri caizse gardını alırsın.
ama ya iyi gözüken kötüler.
içi kapkaranlık olan dışı bembeyaz olan insanlara napabilirsin?
ya da içini başkalarına açmayanlara.
kendisi de bilmez ki içinin ne kadar kötü olduğunu.
her insan kendine göre çok iyidir çünkü.
karşısındakidir kötü olan.
ya da kötü yoktur hayat zorunda bırakmıştır onu.
kim ayna tutar ki içine?
öyle insanlar var ki keşke genellemere bağlı kalsak diye düşünüp dururum.
hoş yazmak için sebebim yok demiştim,
yalan söyler insan.
her zaman söyler.
mutluyum derken de.
mutsuz hissetmek istediğinde de.
değişiktir insan.
keşke genellemeye bağlı kalsa.
bu son ve ilk yazım insan hakkında gerçek düşündüklerimi yazdığım.
hep yalan söylerim çünkü kendime.
hayaller güzel derken bahsettiğim şey buydu.
ama artık bugün soğuk ve somut gerçekliğin günü sanırım.
bana ait olmayan bir bedeni anlatıyorum.
sadece gerçeği.
her gün yüzden fazla insanla yolculuk ediyorum.
her gün binden fazla sima görüyorum.
bazılarını isteyerek inceliyorum.
ne yaşadı diye düşünüyorum içimden.
ne yaşadı da böyle?
bazıları da istemeden ben burdayım diye bağırıyor.
minicik bir göz teması kuruyorum her gün.
kim bilir birine iyi gelirim belki.
gerçekliği bırakıp minik hayaller kurar belki.
kim bilir?
çocuğunu sımsıkı tutan anneler görüyorum.
sırf düşmesin diye kolunu sıkarken canını acıtan anneler.
nasıl da kıymetli kim bilir?
nasıl da değerli.
ne zorluklarla doğurdu.
hayatında yarım kalan neyi ona adadı, kim bilir?
öksürmekten ciğerleri solan teyzeler/amcalar görüyorum.
her öksürdüklerinde ciğerlerimde hissediyorum acısını.
her öksürdüklerinde utanıyorlar, rahatsızlık vermiyim diye.
bakışlarında görüyorum utancı.
kim bilir neden öksürüyor öyle?
belki parası yok yakamıyor doğalgazı, belki de ailesinden ona tek kalan şey bu hastalık.
diyorum ya kim bilir.
alkol kokan insanlar görüyorum.
kokluyorum.
iğrenmiyorum.
şaşırıyorum.
ne yaşadın demek istiyorum.
kim üzdü seni diye uzun uzadıya konuşmak istiyorum.
ama ne haddime diye bakmıyorum bile yüzüne.
biliyorum şayet bakarsam tutamam kendimi.
konuşmasam da bakışlarımla sorarım neden diye.
gerek yok.
gerçi açıklayabilecek bilinci var mı, kim bilir?
hayalleri uğruna yola çıkanlarla, yola çıkıyorum her gün.
belki de ailesinin umudu olan ışıklarla aydınlatıyorum her sabahımı.
hayatını bir ideolojiye adayanlarla da paylaşıyorum bazen yolumu.
çekiniyorum onlardan.
o kadar unutmuşlar ki gerçeği.
kurdukları hayaller de onları mutlu etmiyor biliyorum.
nereden mi biliyorum.
yüzlercesini inceledim.
onların haberi yok ama bana anlattılar.
yüzündeki çizgiler, göz altları benimle konuştular.
hayallerinde başkalarını mutlu ediyorlar, düşünmüyorlar kendilerini.
biliyorum.
aşıklar görüyorum.
umut var diye bağırıyorlar sessizce.
yaşayın ulan diyor bakışları.
birbirlerine bakarken 'yeneriz her zorluğu' diyorlar.
umarım yenerler.
umarım soğuk gerçek dondurmaz sıcacık kalplerini.
ve bazen alev alıyor kalpleri.
bizi de ısıtıyor.
alevi söndürmek için ayaklanıyor diğer yolcular.
görmemişler ki hayatlarında.
sevilmemişler ki hiç.
alev alev yanıp kül olmamışlar.
zarar verir diye korkuyorlar.
bilmiyorlar ki onların alevi kendileri hariç kimseye zarar vermez.
işine giden bir sürü insan görüyorum.
neden bu kadar mutsuzlar diye düşünmeden yapamıyorum.
neden?
dertleri ne acaba diye inceliyorum suratlarını.
hepsinin derdi öylesine farklı ki.
o kadar gizli ki.
anlayamıyorum.
sonunda sistemi suçluyorum.
herkes gibi suçu sisteme atıyorum.
ama bir o kadar da kötü insanlar görüyorum.
kötü olmalarını bi sebebe bağlayamıyorum.
kendi iyiliği dışında hiç mi düşünmez insan başkasını.
başkasını düşünmeyi bırak, nasıl ister insan sebebi dahi olmadan birini üzmeyi?
sebebi olan insanları her ne kadar onaylamasam da anlarım belki.
yaşamadan bilemezsin çünkü.
yolumu paylaştığım herkesi anlıyorum.
sebebi olmayan kötüler dışında.
elimde olsa yolumu bile paylaşmam.
ama bazen elinde olmuyor her şey.
--------------------------------------------
gerçeği söyleyeceğimi söylemiştim ya size.
ne biliyor musun gerçek?
insanın bi yerde kalmıyor hayvandan farkı.
bildiğim bu.
gerçek bu.
---------------------------------------------
süsleyerek anlam yüklersen gerçeğe benim gibi görüyorsun.
ama amacın sade gerçekse;
eğitilebilen hayvanlarız hepimiz.
elindekinin hep daha fazlasını isteyen hayvanlar.
diğerlerini açlığa terk edebilecek kadar vicdansız hayvanlar.
aslında en sonunda kendini düşünen insanlar.
eğitilen dedim ya.
bu yüzden fark ediyoruz kendine bir şey katanı.
kendini eğiteni.
kendine bir şey katmayanlar da malum: düşünebilen ama düşünmeyi unutan hayvanlar.
kimse koyun benzetmesine alınmasın.
koyun da düşünmez sen de.
koyun da doğurur sen de.
bana koyunla olan farkını anlat.
anlat ki ben de anlayayım seni.
(nasıl da aklına ideoloji benzetmesi geldi ama.
ah bir bilsen alakası olmaz.
diyorum ya yolumu paylaşıyorum ben herkesle.)
------------------------------------------------
*anlattıklarımın ikisi de gerçek.
hangisine göre yaşayacağın sana kalıyor.
bakmakla, görmek her zaman çok başka oluyor.
Kulağınızın pası silinsin, dinlemek isteyenler için koyuyorum: Mehmet Güreli - Kimse Bilmez
yaşadınız mı en ufak bir fikrim yok.
ama bu sefer yazmak için nedenim de yok salt yazma isteği.
sanki yazınca bir hikaye var gerçekleşmeyi bekliyor gibi.
sanki yazınca mutlu son olucakmış gibi.
sanki yazınca...
düşünmek kadar yazmak da delirtiyor insanı yalan yok.
benimki de laf
hangi yazının temelinde düşünmek yatmıyor ki.
hep insanları genellerim ben, genellemek huzur verir çünkü.
herkesin iyi olması da güvenilirdir.
sanılanın aksine herkesin kötü olması da.
tedbirini alırsın çünkü.
karşındakini fark edersin.
tabiri caizse gardını alırsın.
ama ya iyi gözüken kötüler.
içi kapkaranlık olan dışı bembeyaz olan insanlara napabilirsin?
ya da içini başkalarına açmayanlara.
kendisi de bilmez ki içinin ne kadar kötü olduğunu.
her insan kendine göre çok iyidir çünkü.
karşısındakidir kötü olan.
ya da kötü yoktur hayat zorunda bırakmıştır onu.
kim ayna tutar ki içine?
öyle insanlar var ki keşke genellemere bağlı kalsak diye düşünüp dururum.
hoş yazmak için sebebim yok demiştim,
yalan söyler insan.
her zaman söyler.
mutluyum derken de.
mutsuz hissetmek istediğinde de.
değişiktir insan.
keşke genellemeye bağlı kalsa.
bu son ve ilk yazım insan hakkında gerçek düşündüklerimi yazdığım.
hep yalan söylerim çünkü kendime.
hayaller güzel derken bahsettiğim şey buydu.
ama artık bugün soğuk ve somut gerçekliğin günü sanırım.
bana ait olmayan bir bedeni anlatıyorum.
sadece gerçeği.
her gün yüzden fazla insanla yolculuk ediyorum.
her gün binden fazla sima görüyorum.
bazılarını isteyerek inceliyorum.
ne yaşadı diye düşünüyorum içimden.
ne yaşadı da böyle?
bazıları da istemeden ben burdayım diye bağırıyor.
minicik bir göz teması kuruyorum her gün.
kim bilir birine iyi gelirim belki.
gerçekliği bırakıp minik hayaller kurar belki.
kim bilir?
çocuğunu sımsıkı tutan anneler görüyorum.
sırf düşmesin diye kolunu sıkarken canını acıtan anneler.
nasıl da kıymetli kim bilir?
nasıl da değerli.
ne zorluklarla doğurdu.
hayatında yarım kalan neyi ona adadı, kim bilir?
öksürmekten ciğerleri solan teyzeler/amcalar görüyorum.
her öksürdüklerinde ciğerlerimde hissediyorum acısını.
her öksürdüklerinde utanıyorlar, rahatsızlık vermiyim diye.
bakışlarında görüyorum utancı.
kim bilir neden öksürüyor öyle?
belki parası yok yakamıyor doğalgazı, belki de ailesinden ona tek kalan şey bu hastalık.
diyorum ya kim bilir.
alkol kokan insanlar görüyorum.
kokluyorum.
iğrenmiyorum.
şaşırıyorum.
ne yaşadın demek istiyorum.
kim üzdü seni diye uzun uzadıya konuşmak istiyorum.
ama ne haddime diye bakmıyorum bile yüzüne.
biliyorum şayet bakarsam tutamam kendimi.
konuşmasam da bakışlarımla sorarım neden diye.
gerek yok.
gerçi açıklayabilecek bilinci var mı, kim bilir?
hayalleri uğruna yola çıkanlarla, yola çıkıyorum her gün.
belki de ailesinin umudu olan ışıklarla aydınlatıyorum her sabahımı.
hayatını bir ideolojiye adayanlarla da paylaşıyorum bazen yolumu.
çekiniyorum onlardan.
o kadar unutmuşlar ki gerçeği.
kurdukları hayaller de onları mutlu etmiyor biliyorum.
nereden mi biliyorum.
yüzlercesini inceledim.
onların haberi yok ama bana anlattılar.
yüzündeki çizgiler, göz altları benimle konuştular.
hayallerinde başkalarını mutlu ediyorlar, düşünmüyorlar kendilerini.
biliyorum.
aşıklar görüyorum.
umut var diye bağırıyorlar sessizce.
yaşayın ulan diyor bakışları.
birbirlerine bakarken 'yeneriz her zorluğu' diyorlar.
umarım yenerler.
umarım soğuk gerçek dondurmaz sıcacık kalplerini.
ve bazen alev alıyor kalpleri.
bizi de ısıtıyor.
alevi söndürmek için ayaklanıyor diğer yolcular.
görmemişler ki hayatlarında.
sevilmemişler ki hiç.
alev alev yanıp kül olmamışlar.
zarar verir diye korkuyorlar.
bilmiyorlar ki onların alevi kendileri hariç kimseye zarar vermez.
işine giden bir sürü insan görüyorum.
neden bu kadar mutsuzlar diye düşünmeden yapamıyorum.
neden?
dertleri ne acaba diye inceliyorum suratlarını.
hepsinin derdi öylesine farklı ki.
o kadar gizli ki.
anlayamıyorum.
sonunda sistemi suçluyorum.
herkes gibi suçu sisteme atıyorum.
ama bir o kadar da kötü insanlar görüyorum.
kötü olmalarını bi sebebe bağlayamıyorum.
kendi iyiliği dışında hiç mi düşünmez insan başkasını.
başkasını düşünmeyi bırak, nasıl ister insan sebebi dahi olmadan birini üzmeyi?
sebebi olan insanları her ne kadar onaylamasam da anlarım belki.
yaşamadan bilemezsin çünkü.
yolumu paylaştığım herkesi anlıyorum.
sebebi olmayan kötüler dışında.
elimde olsa yolumu bile paylaşmam.
ama bazen elinde olmuyor her şey.
--------------------------------------------
gerçeği söyleyeceğimi söylemiştim ya size.
ne biliyor musun gerçek?
insanın bi yerde kalmıyor hayvandan farkı.
bildiğim bu.
gerçek bu.
---------------------------------------------
süsleyerek anlam yüklersen gerçeğe benim gibi görüyorsun.
ama amacın sade gerçekse;
eğitilebilen hayvanlarız hepimiz.
elindekinin hep daha fazlasını isteyen hayvanlar.
diğerlerini açlığa terk edebilecek kadar vicdansız hayvanlar.
aslında en sonunda kendini düşünen insanlar.
eğitilen dedim ya.
bu yüzden fark ediyoruz kendine bir şey katanı.
kendini eğiteni.
kendine bir şey katmayanlar da malum: düşünebilen ama düşünmeyi unutan hayvanlar.
kimse koyun benzetmesine alınmasın.
koyun da düşünmez sen de.
koyun da doğurur sen de.
bana koyunla olan farkını anlat.
anlat ki ben de anlayayım seni.
(nasıl da aklına ideoloji benzetmesi geldi ama.
ah bir bilsen alakası olmaz.
diyorum ya yolumu paylaşıyorum ben herkesle.)
------------------------------------------------
*anlattıklarımın ikisi de gerçek.
hangisine göre yaşayacağın sana kalıyor.
bakmakla, görmek her zaman çok başka oluyor.
Kulağınızın pası silinsin, dinlemek isteyenler için koyuyorum: Mehmet Güreli - Kimse Bilmez
18 Şubat 2017 Cumartesi
düşler durağından.
bazı anlar var hayatımızda.
belki 1 dk belki 2 saat belki hafta belki de bir ömür.
bizi değiştiren derinden etkileyen.
süresinin önemi olmaksızın bize dokunan.
belki kafamızda kurdukça kıymeti artan belki de kıymeti zaten çok fazla olan.
kader ya da tesadüf sen nasıl uygun görürsen.
ne dersen.
yaşadıkça değiştiğimiz, saplandığımız anılar.
anı demek doğru olur mu pek de bilemiyorum açıkçası.
şayet kafamın içinde yaşamaya devam ediyorsam geçmiş zaman uygun olur mu?
şimdiki zaman mı kullanmalı?
türkçe bile tıkanıyor bazen.
türkçe bile susmayı tercih ediyor.
derler ya ademin elmaya olan tutkusu yasak olmasından süregelir.
doğru diyorlar.
olmadığını, olmayacağını bildiğimiz yerlerde, bilmediğimiz duyguları bekliyoruz.
gelmeyeceğini anladığımızda bi' daha uğramamak üzere ayrılıyoruz o duraktan.
peki ne zaman anlıyoruz gelmeyeceğini?
geç mi kalıyoruz?
geç kalmak da iyidir aslında.
beklerken yazılmaz mı tüm şarkılar, şiirler.
diğer bekleyenlere hediye,ışık olsun diye.
dinlemez misin şarkıları, okumaz mısın kitapları en yalnız kaldığında?
iki olmayı, yoldaş olmayı sever insanoğlu.
adem de sever.
havva da.
ama bazı hayaller daha güzeldir.
bilir bunu insanoğlu.
gerçekleşmeyeceğini bilerek bekler bazen.
beklemek güzeldir:
daha iyi anlarsın okuduğunu, dinlediğin müzik duraktaki rüzgarın esintisini hatırlatır bi anda.
çünkü bestecinin de ilham kaynağıdır o rüzgar.
tanırsın bekleyeni/beklemiş olanı.
(tanıdık bir esinti)
(tanıdık bir esinti 2)
çünkü düşler, ucu bucağı gözükmeyen bir kuyudur.
bu yüzdendir kafandakiyle gerçeğin uymaması.
gerçek biter ya düşler?
bu yüzden değil midir hayal kırıklıkları?
kafandakini anımsatan her şey hediye gibi gelir sana
şarkıların böylesine sevilmesinin, romanların bu kadar tutulmasının başka bir nedeni var mıdır?
gerçekler bu kadar anlamsız ve zorken en güzel kaçış hayaller değil midir zaten?
yediğin yemek bile hayalinde daha güzel tat vermez mi damağına?
hayalin beden bulması sana ve zihnine muhtaçtır.
sever insanoğlu 'tanrıcılık' oynamayı.
ama somut ve soğuk gerçeğin hep bir bedeni yok mudur?
sensiz de senle de aynıdır.
gerçeklerin acı, hayallerinse bir o kadar tatlı olma nedeni budur aslında.
yazarken betimlediğin ile gerçekteki ne zaman aynı olur ki?
o zaman yazmanın kalır mı değeri ?
belki de ferhatın şirine olan aşkı yazı olarak güzeldir.
hiç bilir misin ferhatın hayatını?
bilir misin ferhatın gerçeğini?
güzeldir ama ferhatın düşleri.
güzeldir ama şirinin hayalleri.
belki 1 dk belki 2 saat belki hafta belki de bir ömür.
bizi değiştiren derinden etkileyen.
süresinin önemi olmaksızın bize dokunan.
belki kafamızda kurdukça kıymeti artan belki de kıymeti zaten çok fazla olan.
kader ya da tesadüf sen nasıl uygun görürsen.
ne dersen.
yaşadıkça değiştiğimiz, saplandığımız anılar.
anı demek doğru olur mu pek de bilemiyorum açıkçası.
şayet kafamın içinde yaşamaya devam ediyorsam geçmiş zaman uygun olur mu?
şimdiki zaman mı kullanmalı?
türkçe bile tıkanıyor bazen.
türkçe bile susmayı tercih ediyor.
derler ya ademin elmaya olan tutkusu yasak olmasından süregelir.
doğru diyorlar.
olmadığını, olmayacağını bildiğimiz yerlerde, bilmediğimiz duyguları bekliyoruz.
gelmeyeceğini anladığımızda bi' daha uğramamak üzere ayrılıyoruz o duraktan.
peki ne zaman anlıyoruz gelmeyeceğini?
geç mi kalıyoruz?
geç kalmak da iyidir aslında.
beklerken yazılmaz mı tüm şarkılar, şiirler.
diğer bekleyenlere hediye,ışık olsun diye.
dinlemez misin şarkıları, okumaz mısın kitapları en yalnız kaldığında?
iki olmayı, yoldaş olmayı sever insanoğlu.
adem de sever.
havva da.
ama bazı hayaller daha güzeldir.
bilir bunu insanoğlu.
gerçekleşmeyeceğini bilerek bekler bazen.
beklemek güzeldir:
daha iyi anlarsın okuduğunu, dinlediğin müzik duraktaki rüzgarın esintisini hatırlatır bi anda.
çünkü bestecinin de ilham kaynağıdır o rüzgar.
tanırsın bekleyeni/beklemiş olanı.
(tanıdık bir esinti)
(tanıdık bir esinti 2)
bu yüzdendir kafandakiyle gerçeğin uymaması.
gerçek biter ya düşler?
bu yüzden değil midir hayal kırıklıkları?
kafandakini anımsatan her şey hediye gibi gelir sana
şarkıların böylesine sevilmesinin, romanların bu kadar tutulmasının başka bir nedeni var mıdır?
gerçekler bu kadar anlamsız ve zorken en güzel kaçış hayaller değil midir zaten?
yediğin yemek bile hayalinde daha güzel tat vermez mi damağına?
hayalin beden bulması sana ve zihnine muhtaçtır.
sever insanoğlu 'tanrıcılık' oynamayı.
ama somut ve soğuk gerçeğin hep bir bedeni yok mudur?
sensiz de senle de aynıdır.
gerçeklerin acı, hayallerinse bir o kadar tatlı olma nedeni budur aslında.
yazarken betimlediğin ile gerçekteki ne zaman aynı olur ki?
o zaman yazmanın kalır mı değeri ?
belki de ferhatın şirine olan aşkı yazı olarak güzeldir.
hiç bilir misin ferhatın hayatını?
bilir misin ferhatın gerçeğini?
güzeldir ama ferhatın düşleri.
güzeldir ama şirinin hayalleri.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

